Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Kelebeğin Günlüğü

Çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Ben Bir Ağacım

Kitabından bahsetmeden önce yazarıyla ilgili görüşümü belirtmeden geçemeyeceğim. Orhan Pamuk ismine başlarda tepkiliydim, soğuktum. Bazı düşünceleri bana ters gelince bir tepki duydum ne kadar yanlış oysa ki. Bir sanatçıyı –aslında herhangi bir insanı- düşünceleriyle yargılayamazsınız. Neyse ki çok sürmedi bu yanlışım. Kimmiş bu Orhan Pamuk ki Nobel ödülünü kazanmış kalemi çok iyi olsa gerek dedim ve Masumiyet Müzesi adlı kitabını okudum. En kalın romanından başlamışım herhalde J Ama her sayfasını büyük bir edebiyat hazzıyla okudum detaylar öyle güzel işlenmişti ki.. Ben bir eleştirmen değilim ama iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim, ki bir yazar okuyucuya ihtiyaç duyar. Bu kitabından aldığım haz mükemmeldi. İlk kez kelimelerin tadına böylesine vardım (tıpkı Nazım Hikmet’in şiirlerinde de müziğin ahengin tadına vardığım gibi nadir ve nadide bir tat). Orhan Pamuk Nobelli bir yazarımız değerini bilip sanatını düşüncelerden görüşlerden soyutlayarak sahiplenmeliyiz.


Masumiyet müzesinden sonra ikinci olarak yeni çıkan kitabını okumaya başladım. Bilindiği gibi Gezi Parkı olayları yaşandı ardından Ben Bir Ağacım kitabının ismi hoşuma gitti ve aldım. Küçük öykülerden oluşan kitabın içindeki Ben Bir Ağacım öyküsüneyse ba-yıl-dım!


 ‘Ben bir ağacım, çok yalnızım. Yağmur yağdıkça ağlıyorum.’ diye başlıyor öykü ve resmedilip kitap için hazırlanan ancak o kitapta hiç varolamayan, ulağın elindeki ağaç resimli sayfanın haramilerin eline geçmesini oradan da diyar diyar el değiştirişini anlatıyor ağacımızın dilinden. Ve ağacımız ‘ben bir ağacın kendisi değil, manası olmak istiyorum.’ şeklinde leziz bir cümleyle bitiriyor öyküsünü.


Her yazarın kendine göre bir yorumu, bir üslubu var. Ama bir ortak noktaları var. Onlar bize düşüncelerini, duygularını, gözlemlerini, kimisi hayallerini, kimisi geçmişini anlatır. Kitapları okurken başka dünyalara gider aşkları, dramları, şanı şöhreti, ezilmişliği, köleliği içimizde hissederiz. Farklı serüvenler yaşarız oturduğumuz yerden. Kitap bitene dek oradaki kahramana aşık olur, üvey amcaya düşman kesilir, genç kızın başından geçenlere ağlar, ufacık çocuklarla güleriz. Her kitap başka dünyalara yolculuktur –ki günümüz dünyasında hiçbir şey bize bu tadı veremez. Gelişip her anımızda yanımızda olan sosyal medya da teknoloji de kitaplardaki başka dünyaları açamaz bize. Bu yüzden kitap okurken hissettiklerimin tadına doyamıyor bazen kendimi çok kaptırıyorum. Ve bu yüzden kısa süreli –bir otobüste yada metroda yolculuk ederken- kitap okumaktan pek hoşlanmıyorum. O kısacık anlarda kitabın bambaşka dünyasına dalıp tadına varamadan koparılmak bazen beni hüzünlendiriyor. Saatlerce okumak istiyorum ben de kitabın içindeymişim gibi soluksuzca o dünyada kalmak..


Bol kitap kokulu yazım gözle görülür sayfalarda değil internette blogumda bu da çağa ayak uydurmak gerek demek oluyor J Kitabı bırakmadan değerlerimizi katletmeden tabii ki..

Sevgiler öpücükler..

Hiç yorum yok: