Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Kelebeğin Günlüğü

Çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir.

12 Haziran 2012 Salı

Şüphe


Ne kadar garip bir histi bu böyle.Oysa hiç ummazdım ben bunu.Senden ayrılıp şehri terkedince içim burkulur duramam yapamam sanırdım.Nereden bilebilirdim o otobüse binince içimin ferahlayıp bir kelebeğin dört döneceğini?Sanki özgürdüm evet evet..Rahatlamıştım.Belki de ilişkimiz aslında uzak mesafeden başladı diye.Aniden bu koca sene hiç yaşanmamış gibi hissettim.Bir an o içimi burkan delice kıskançlığım geçmiş sana ve kendime güvenim yerine gelmiş yazın denizin hayalini kurar olmuştum.Oysa 1saat öncesinde gözlerim dolu dolu içimde bir kasvet; günlerdir depresyondaymışçasına yatmadan önce yastığımı ıslatan gözyaşlarım..Sanki birden her şey silindi.Oysa artık biliyordum maalesef ki arkamda seni nasıl bıraktığımı.Bildiğimden çok farklıymış her şey aslında.Ama kalbime saplanan bıçaklar bir anda çıkıverdi sanki kalkanımı tekrar giydim.Umrumda değil miydi?Tabi ki umrumdaydı ama bende uzaktaydım nasılsa.Bende yapardım bunları bende acıtırdım canını.Acır mıydı ki?Ruhun duymazdı.Rahatladım.Neden bilmiyorum ama sana acı çektirmek istiyorum.Aslında nedeni belli saklamaya lüzum yok.Ben acı çekerken senin gülüp anlamamanı istemiyorum.Beni kaybetmekten kork istiyorum.Beni deli gibi özle.Özler misin ki?Özlediğini söyler misin?Oysa sende bunları yaşadın biliyorum ben gidince rahatladın mutlusun.Asıl acı olanda bu ya yan yana olmayı öğrenemedik değerli miyim değil miyim?Bilemedim.Hissedemedim.Sen kaçtın ben kovaladım bu kez.Sanırım artık bunu değiştirme zamanı geldi.

9 Haziran 2012 Cumartesi

İki kişiyim aslında

ELİMDEN GELEN BU

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

ATİLLA İLHAN

Ne güzel demiş şair..

8 Haziran 2012 Cuma

Yemek konuşmaları

Bugün bir restoranda oturmuş yemek yerken arka masamızdakilerin konuşmalarına kulak misafiri oldum.Bir kadın ve bir adam oturuyordu başını kaçırdım ama yakaladıklarımı paylaşmak istedim.Her insanın geçmişine elbet dokunursun biraz duygulardan bahset geçmiş gelecek kıyaslaması yap biraz aşk bir parça hayat.Duygusal çatışmalar geri dönüşler arada kalan hayatlar bir şeyler söyle elbet dinleyen olur yavaş yavaş gelişir bu işler zaman lazım tabi her şey gibi bir parça da edebiyat.
--
Yaa işte böyle kandırırsın sen karşındaki insanları.Bilesin.Bizi de böyle kandırıyorlar.Kanıyor muyuz peki?Hemde bütün benliğimizle.
Kandırma dersi midir bu?Bir kadından bir adama akan cümleler başka bir kadını ağına düşürmek için midir?

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yansımalarla Boğuşuyorum Yine Doğru Yönü Bulana Dek

Uygun bir boyut bulmalıyız kendimize.Pencereden bakınca yalnızca bir kısmını görüyorum mesela dünyanın.Gözlük çerçevesi sınırlıyor görüşümü bu yüzden çerçevesiz sevdim hep.Aynaların görüş açısı var bir noktaya kadar.Bizim de bir bakış açımız var göremediğimiz yerler kadar sınırları var.Uygun bir boyut bulmalıyız kendimize bu yüzden.Nereden bakarsam her şeyi istediğim kadar görebilirim?Ne eksik ne fazla.
Ben olayım her şeyin kontrolünde.Öyle bir yerden bakayım ki her şeyi görebileyim.Ne empati yeter buna ne de aynalar.Bakış açım belli oluyor yine.Öyle bir dön ki bana yüzünü her noktanı bir bakışta ezberimde tutabileyim mesela.Uykuya dalarken yemek yerken bir ben bileyim bilinmeyen yönlerini.Aynalar yeter mi bana?Benliğimi doğrultmaya?Gelmiş geçmiş tüm farkındalıklarımı yaşamaya yeni başlamışken hemde..
Meğer bilmezmişim ben ne saf büyümüşüm aslında.Hayat zormuş kötüymüş.Kızlar entrika dolu hayatlarıyla baştan çıkarmaya çalışırken erkeklerin aklı sadece tendeymiş ileri gitmezmiş.Biz pembe balonlu hayaller kurarken herkese mutlu mutlu bakarken onların aklı hep kötülükteymiş.Eğlencemiz bitmiş.Eğlencelerimiz tek solukluymuş bitivermiş.Hayatın farkına varınca aynalar işe yaramamış anlattılar bana gerçeklerini.Meğer hiç bir şey göremiyormuşuz.
Bakış açımızı genişletmek gerekliymiş.Her yerde her türlü şey görebilirmişiz.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Hani bir susmak vardı bilmediğim bir yerde

Yaz geldi ama benim içim işte hala böyle kasvetli..Kasvet kasvet kasvet akıyor içimden bu yaz hiç heyecanlanacak bir şey yok bana.Hatta eskiden yaz için ocakta hayale başlayan ben gelince ne yapacağım diye üzülür oldum bak şu işe :(
Birde ben çok konuşuyorum.Evet evet.Ya da çok düşünüyorum.Aslında her ikisi de.Sürekli beynimde bir şeyler dönüyor benden iyi senarist olur ne senaryolar yazıyorum ah bir bilsen hele ki konu aşk oldu mu..Susabilmek için harcadığım enerji ile atomu parçalarına ayırabilirim.Delirtsem de ne yapayım işte içimden aklımdan geçen her fikir dilimde ki benim.Saklayamıyorum kendimi çok şeffaf bir hayat olsa bu.Hani bir susmak vardı bilmediğim bir yerde..Sessiz bir çığlık atar orda bile benim beyin hücrelerim.Sessiz ve yalnızken bile konuşkan hep bedenim.

Aşka Bir Söz

Seninle işte böyle olalım istedim aslında.Hep bu kadar masum kalalım hep böyle saf ve temiz olalım.Ne sen beni üz ne ben seni..Aldatma beni tut ellerimden çek kendine koru beni kendimden bile.Öyle düş ki üstüme ilk günkü gibi.Gözlerimin içine bak böyle bir şey ister mi mutlu mu diye.Üstüme titre işte.Sevgin hep gözlerinden ellerinden aksın bana.Kızınca korkuyorum ben senden kızma bana sev sadece.Başkasının adı geçmesin aramızda acıtma canımı acıtmaya çalışma.Unutamam ki..İçimde büyür bu acılar ezer beni.Ben çok düşünürüm bilmezsin sen kafamda yer bitirir o beni.Ben daha önce sevmemişim ki kimseyi.Tatmamışım hiç böyle şeyleri bilmiyorum ki..Kıskançlıkla aşkımı yoğurmuşum şimdi senin yüzünden istemeden.Çıkamıyorum içinden.Ama benimki delilik nasıl bu kadar sevdim bilmem ki.Sensiz olamam artık düştüm bir kere aşka bırakmak terketmek terkedilmek nasıl olur onu da bilmem ki beceremem ben.O yüzden bırakma beni gitme yat yanıma uyu hep benimle..Kokun ellerin hep yanımda kalsın sakla beni her şeyden güvenim hep bizim bağımız olsun.
--

Mumyacıklar

Küçüklüğümden beri mumyalara piramitlere ve Mısır'a meraklıydım.İlgimi çeken tabutları süslü maskeleri ve sırlarla dolu odalar içindeki ölümleriydi aslında.
Ve farkettim ki bir prensesin mumyasını gördükten sonra bu ilgim azalmış.Yıllar yılı vazgeçmişim Mısır'ın sırrından.
Mumyalama işi adeta yeni bir sektöre sahipmiş aslında.Ölü yıkayıcılar, rahipler,kefen bezi üreticileri, mezarcılar, mezar süslemesi yapan ressamlar gibi.Krallara yani firavunlara halktan ayrı, çok daha özel bir mumyalama yapılırmış.Gelelim aşamalara..
Organların çıkarılmasında ilk aşama kafatasının boşaltılmasıdır. Yani beynin parçalanarak, burun deliklerinden bir çengel ile çıkarılmasıdır. Bu işlemden sonra gözler de yerlerinden çıkarılır ve yerlerine yağlı keten bezleri, cam ya da çakıl taşı konur. Yanakların çökmemesi için de ağız içi çamurla doldurulur. Eski Mısır inancına göre kişi için önemli olan kalptir, kalp hayatın kaynağı olmuştur. Beynin bir önemi yoktur, bu nedenle ilk çıkarılan organdır.Organlar kanope diye adlandırılan kavanoz tarzında bir şeyin içine konulur. Bir tek kalp için durum farklıdır. Kalp, mumyalanarak tekrar vücudun içine yerleştirilir. Bazı durumlarda kanope içinde gömülür.Kadınların mumyalarının sarıya, erkeklerinkinin kırmızıya boyanması da dikkat çeken bir husustur.

Bunu araştırmak aklıma bir şey getirdi.Merakla bunun belgesellerini çizgi filmlerini beklerdim ben.Acaba kendi ölümümüzü değiştirmek istesek ne yapardık mesela?Mumyalanma gömülme yakılma türlü çeşitli yöntemler denenmiş tarih boyunca.Dini geçmişleri göze alınarak tabi ki.
Ama içten içe bir isteğim olmuştur hep.Kalbimi ve beynimin yakılıp denize savrulması bedenimin de toprağa gömülmesi.
Hey bir dakika beynimi ve kalbimi toprak etmek istemem herhalde değil mi?Deniz daha huzurlu küllerine.