Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Kelebeğin Günlüğü

Çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir.

21 Eylül 2012 Cuma

GÜVEN!

En zoru da güvenini kaybetmek aslında be.Yapmaz o yapmaz dediğin tek güvendiğin delicesine güvendiğin kişinin seni vurması..İçinden canından can gidiyor ama oluyor işte.Tek güvendiğine de güvenemeyince artık bu kırgınlığı yaşayınca herkesten bunu bekler oluyorsun.Kimseye yaklaşmak istemiyorsun kimbilir ne yalanlar söyler diye.En acısı bunu tecrübe etmek işte.Hele de uzun bir ilişkideyseniz.Yoksa nedir ki biri geliir biri gider koymaz bile belki.Bunun kadar!Senelerini ver fedakarlıklar yap istediği gibi kendini hayatını şekillendir sözler ver sözlerini tut her şeyini şeffaf berrak yaşa.Sonra çıksın karşına yalandı her şey desin!Senelerce seneler boyu her gün gözünün içine baka baka yalan söylesin.Çıkıp karşına ben bunları bunları yaptım diyebilsin..Sonrada her şeyin düzelmesi için itiraf ediyorum diyebilsin..Düzelir mi ki hiç?O içini ferahlatır sadece.Ama mükemmel sandığınız her şeyi yıkmıştır şimdi.Ne ona inancınız kalmıştır ne aşka..Ne sevildiğinize ne etrafınızdaki yalanlara şahit olanlara..Düşünürsünüz sadece artık..Hayatımın bir dönemi gencecik hayallerim..Yıktı işte hepsini parçaladı beni..Güvenebilir misiniz ki?Yarın öbür gün daha neler yapmaz daha ne kadar acıtabilir demez misiniz?Affeder misiniz?Ne kadar her şey yolunda olsa artık düzelse de unutulmaz ki..İçinizde artık bir yaradır işte.Her bir cevapsız arama da her bir tartışmada ortaya çıkar sinsice.Dilinizle belli etmeseniz bile yüreğinizde kanar durur o hep.Her sarılış öpüşünüzde her koynuna girişinizde içinizden geçirirsiniz bir kere.O yabancı olmuştur artık size ne sevdiğiniz ne de güvendiğiniz adamdır.Sadece bir yabancı kalır geriye.Ve sadece nasıl bitireceğinizi düşünürsünüz sadece.O deli sevginize rağmen.Sevginiz de yaralanmıştır çünkü artık.Bilirsiniz hiç bir şey düzelmez eskisi gibi..Belki de artık gitme vakti?

13 Ağustos 2012 Pazartesi

ve herkes bir gün kaybeder


Bazen bende sadece bir kaybedenim.İnsan kazanırken bile kaybedermiş bir yandan.Ne kadar kendimizi kandırmaya çalışsakta istenilen oldu sansakta bir yanımız da hep bilir ki istenen hiç olmamış aslında.Ya hayalimiz kısıtlanmış ya özgürlüğümüz.İkisi birden aslında.Ya duygularımıza ket vurmuşuz ya da sessizce yok olan benliğimize.Bu büyümek demek mi yoksa?Böyle mi büyür insan?Yavaş yavaş eksilerek mi deneyimler yüzündeki kırışıklıkları?Kaybetmeden kırışmazlar mı?Şehrin her yanına dağılmışız biz yalnızlar.Kimimiz bunun farkında kimimizse sadece hayatın akışında kalakalmış öylece.Bir seslensek birbirimize aslında ne kadar çok çıkar sesimiz hiç farkında değiliz.



Bir yerlerde her geçen dakika biz yalnızlar aldatılıyor ve aldatıyoruz.Gecenin karanlığında kaybolup giden ışıklar altında bilmeden/göz göre göre aldatıyor aldatılıyoruz.Bir taraf bundan zevk alırken diğer taraf acıyla yalnızlığa boğuluyor  bunu da biliyoruz.İşte böylece kayboluyoruz.Sonrada siktir olup gidiyoruz.Başka hayatlara..

12 Haziran 2012 Salı

Şüphe


Ne kadar garip bir histi bu böyle.Oysa hiç ummazdım ben bunu.Senden ayrılıp şehri terkedince içim burkulur duramam yapamam sanırdım.Nereden bilebilirdim o otobüse binince içimin ferahlayıp bir kelebeğin dört döneceğini?Sanki özgürdüm evet evet..Rahatlamıştım.Belki de ilişkimiz aslında uzak mesafeden başladı diye.Aniden bu koca sene hiç yaşanmamış gibi hissettim.Bir an o içimi burkan delice kıskançlığım geçmiş sana ve kendime güvenim yerine gelmiş yazın denizin hayalini kurar olmuştum.Oysa 1saat öncesinde gözlerim dolu dolu içimde bir kasvet; günlerdir depresyondaymışçasına yatmadan önce yastığımı ıslatan gözyaşlarım..Sanki birden her şey silindi.Oysa artık biliyordum maalesef ki arkamda seni nasıl bıraktığımı.Bildiğimden çok farklıymış her şey aslında.Ama kalbime saplanan bıçaklar bir anda çıkıverdi sanki kalkanımı tekrar giydim.Umrumda değil miydi?Tabi ki umrumdaydı ama bende uzaktaydım nasılsa.Bende yapardım bunları bende acıtırdım canını.Acır mıydı ki?Ruhun duymazdı.Rahatladım.Neden bilmiyorum ama sana acı çektirmek istiyorum.Aslında nedeni belli saklamaya lüzum yok.Ben acı çekerken senin gülüp anlamamanı istemiyorum.Beni kaybetmekten kork istiyorum.Beni deli gibi özle.Özler misin ki?Özlediğini söyler misin?Oysa sende bunları yaşadın biliyorum ben gidince rahatladın mutlusun.Asıl acı olanda bu ya yan yana olmayı öğrenemedik değerli miyim değil miyim?Bilemedim.Hissedemedim.Sen kaçtın ben kovaladım bu kez.Sanırım artık bunu değiştirme zamanı geldi.

9 Haziran 2012 Cumartesi

İki kişiyim aslında

ELİMDEN GELEN BU

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

ATİLLA İLHAN

Ne güzel demiş şair..

8 Haziran 2012 Cuma

Yemek konuşmaları

Bugün bir restoranda oturmuş yemek yerken arka masamızdakilerin konuşmalarına kulak misafiri oldum.Bir kadın ve bir adam oturuyordu başını kaçırdım ama yakaladıklarımı paylaşmak istedim.Her insanın geçmişine elbet dokunursun biraz duygulardan bahset geçmiş gelecek kıyaslaması yap biraz aşk bir parça hayat.Duygusal çatışmalar geri dönüşler arada kalan hayatlar bir şeyler söyle elbet dinleyen olur yavaş yavaş gelişir bu işler zaman lazım tabi her şey gibi bir parça da edebiyat.
--
Yaa işte böyle kandırırsın sen karşındaki insanları.Bilesin.Bizi de böyle kandırıyorlar.Kanıyor muyuz peki?Hemde bütün benliğimizle.
Kandırma dersi midir bu?Bir kadından bir adama akan cümleler başka bir kadını ağına düşürmek için midir?

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yansımalarla Boğuşuyorum Yine Doğru Yönü Bulana Dek

Uygun bir boyut bulmalıyız kendimize.Pencereden bakınca yalnızca bir kısmını görüyorum mesela dünyanın.Gözlük çerçevesi sınırlıyor görüşümü bu yüzden çerçevesiz sevdim hep.Aynaların görüş açısı var bir noktaya kadar.Bizim de bir bakış açımız var göremediğimiz yerler kadar sınırları var.Uygun bir boyut bulmalıyız kendimize bu yüzden.Nereden bakarsam her şeyi istediğim kadar görebilirim?Ne eksik ne fazla.
Ben olayım her şeyin kontrolünde.Öyle bir yerden bakayım ki her şeyi görebileyim.Ne empati yeter buna ne de aynalar.Bakış açım belli oluyor yine.Öyle bir dön ki bana yüzünü her noktanı bir bakışta ezberimde tutabileyim mesela.Uykuya dalarken yemek yerken bir ben bileyim bilinmeyen yönlerini.Aynalar yeter mi bana?Benliğimi doğrultmaya?Gelmiş geçmiş tüm farkındalıklarımı yaşamaya yeni başlamışken hemde..
Meğer bilmezmişim ben ne saf büyümüşüm aslında.Hayat zormuş kötüymüş.Kızlar entrika dolu hayatlarıyla baştan çıkarmaya çalışırken erkeklerin aklı sadece tendeymiş ileri gitmezmiş.Biz pembe balonlu hayaller kurarken herkese mutlu mutlu bakarken onların aklı hep kötülükteymiş.Eğlencemiz bitmiş.Eğlencelerimiz tek solukluymuş bitivermiş.Hayatın farkına varınca aynalar işe yaramamış anlattılar bana gerçeklerini.Meğer hiç bir şey göremiyormuşuz.
Bakış açımızı genişletmek gerekliymiş.Her yerde her türlü şey görebilirmişiz.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Hani bir susmak vardı bilmediğim bir yerde

Yaz geldi ama benim içim işte hala böyle kasvetli..Kasvet kasvet kasvet akıyor içimden bu yaz hiç heyecanlanacak bir şey yok bana.Hatta eskiden yaz için ocakta hayale başlayan ben gelince ne yapacağım diye üzülür oldum bak şu işe :(
Birde ben çok konuşuyorum.Evet evet.Ya da çok düşünüyorum.Aslında her ikisi de.Sürekli beynimde bir şeyler dönüyor benden iyi senarist olur ne senaryolar yazıyorum ah bir bilsen hele ki konu aşk oldu mu..Susabilmek için harcadığım enerji ile atomu parçalarına ayırabilirim.Delirtsem de ne yapayım işte içimden aklımdan geçen her fikir dilimde ki benim.Saklayamıyorum kendimi çok şeffaf bir hayat olsa bu.Hani bir susmak vardı bilmediğim bir yerde..Sessiz bir çığlık atar orda bile benim beyin hücrelerim.Sessiz ve yalnızken bile konuşkan hep bedenim.

Aşka Bir Söz

Seninle işte böyle olalım istedim aslında.Hep bu kadar masum kalalım hep böyle saf ve temiz olalım.Ne sen beni üz ne ben seni..Aldatma beni tut ellerimden çek kendine koru beni kendimden bile.Öyle düş ki üstüme ilk günkü gibi.Gözlerimin içine bak böyle bir şey ister mi mutlu mu diye.Üstüme titre işte.Sevgin hep gözlerinden ellerinden aksın bana.Kızınca korkuyorum ben senden kızma bana sev sadece.Başkasının adı geçmesin aramızda acıtma canımı acıtmaya çalışma.Unutamam ki..İçimde büyür bu acılar ezer beni.Ben çok düşünürüm bilmezsin sen kafamda yer bitirir o beni.Ben daha önce sevmemişim ki kimseyi.Tatmamışım hiç böyle şeyleri bilmiyorum ki..Kıskançlıkla aşkımı yoğurmuşum şimdi senin yüzünden istemeden.Çıkamıyorum içinden.Ama benimki delilik nasıl bu kadar sevdim bilmem ki.Sensiz olamam artık düştüm bir kere aşka bırakmak terketmek terkedilmek nasıl olur onu da bilmem ki beceremem ben.O yüzden bırakma beni gitme yat yanıma uyu hep benimle..Kokun ellerin hep yanımda kalsın sakla beni her şeyden güvenim hep bizim bağımız olsun.
--

Mumyacıklar

Küçüklüğümden beri mumyalara piramitlere ve Mısır'a meraklıydım.İlgimi çeken tabutları süslü maskeleri ve sırlarla dolu odalar içindeki ölümleriydi aslında.
Ve farkettim ki bir prensesin mumyasını gördükten sonra bu ilgim azalmış.Yıllar yılı vazgeçmişim Mısır'ın sırrından.
Mumyalama işi adeta yeni bir sektöre sahipmiş aslında.Ölü yıkayıcılar, rahipler,kefen bezi üreticileri, mezarcılar, mezar süslemesi yapan ressamlar gibi.Krallara yani firavunlara halktan ayrı, çok daha özel bir mumyalama yapılırmış.Gelelim aşamalara..
Organların çıkarılmasında ilk aşama kafatasının boşaltılmasıdır. Yani beynin parçalanarak, burun deliklerinden bir çengel ile çıkarılmasıdır. Bu işlemden sonra gözler de yerlerinden çıkarılır ve yerlerine yağlı keten bezleri, cam ya da çakıl taşı konur. Yanakların çökmemesi için de ağız içi çamurla doldurulur. Eski Mısır inancına göre kişi için önemli olan kalptir, kalp hayatın kaynağı olmuştur. Beynin bir önemi yoktur, bu nedenle ilk çıkarılan organdır.Organlar kanope diye adlandırılan kavanoz tarzında bir şeyin içine konulur. Bir tek kalp için durum farklıdır. Kalp, mumyalanarak tekrar vücudun içine yerleştirilir. Bazı durumlarda kanope içinde gömülür.Kadınların mumyalarının sarıya, erkeklerinkinin kırmızıya boyanması da dikkat çeken bir husustur.

Bunu araştırmak aklıma bir şey getirdi.Merakla bunun belgesellerini çizgi filmlerini beklerdim ben.Acaba kendi ölümümüzü değiştirmek istesek ne yapardık mesela?Mumyalanma gömülme yakılma türlü çeşitli yöntemler denenmiş tarih boyunca.Dini geçmişleri göze alınarak tabi ki.
Ama içten içe bir isteğim olmuştur hep.Kalbimi ve beynimin yakılıp denize savrulması bedenimin de toprağa gömülmesi.
Hey bir dakika beynimi ve kalbimi toprak etmek istemem herhalde değil mi?Deniz daha huzurlu küllerine.

11 Mayıs 2012 Cuma

Duvarlarım

Hazırladım yine bavulumu hüznümle.Eskiden büyük mutluluk ve hevesle hazırlanırdı bavullarım.Bavul demek tatil demekti bana Ege'min Akdeniz'imin mis suları demekti güneş demekti.Oysa bu sene değişti kavramım.Kısa soluklu yapılan bir ritüel oldu sadece.Basit bir yalnızlık yolu bana sadece.
Yalnızken bu yolda düşünmeden de edemiyorsun ya hani.Nereden nasıl geldim ben buralara?Hata mıydı acaba?Her şeyden vazgeçip yanında soluklanmak..Sana sığınmak hata mıydı?Tüm benliğimle gelip de bir bıkkınlık görmek.

Ne yaparsan yap bir hikaye kalıyor geriye. Anlatılınca yalan gibi, hiç olmamış gibi gelen…

Ve işte yine yuvamdayım.Sıcacık odamdayım.Beni ben yapan her şey burada.Ben buradayım.Benliğimi koymuşum kitaplığıma sayfa sayfa yatağımın kıvrımları yerdeki terlikler ben.Perdemin yarı aralık hali odama dolan yaz kokusu tv'nin kısık sesi dolabımdan sarkan elbise yerdeki yamuk halı hepsi işte ben.
Kitaplarıma gömülmek saatlerce bir başkası olabilmek.Bir başkasının hayatını yaşamak.Farklı arkadaşlar aileler edinip bambaşka acılarla kıvranıp mutluluklarına gülmek..Bambaşka insanlara aşık olup bambaşka insanları aldatmak aldanmak aşklarına ağlamak..Hayatımı bu deli girdabı bir yana bırakıp bambaşka biri olabilmek.Evimin huzurunda bambaşka alemlere evlere insanlara gidebilmek..
İşte bu yüzden ben evimde tembelim.Bu yüzden odamdan çıkmam çıkamam.Orası benim.Sığınağım orası.En büyük haberlerimi orda kaldırabilirim ancak.Mutlu haberlerimi acıları ölümü ayrılığı yalnızlığı..Sadece orada kaldırabilirim ben yalnızlığı ayrılığı bir başka yerde değil.Sadece orası benim limanım yalnızlığımın en dibindeyken bile yalnız olmadığım kendi içime dönüp mutlu olabildiğim yer.Sadece odam benim olan.Bende kimsenin.

6 Şubat 2012 Pazartesi

İç Yüzü Başka Semt

Kendime açık bir pencere buldum ben burada.hiç gitmesem görmesem de (yoldan arabayla bir kez geçmişliğim var sadece) deniz kenarında insana burada yaşama isteği uyandırıyor bu garip yer.Ama nereden bilebilirdim belalı bir yer olduğunu bunları düşünüp hayran hayran etrafıma bakınırken?Meğer iç kısma doğru ilerledin mi böyle köhne böyle bakımsız ve suç mahallesine dönüşüyormuş.Oysa ben bütün saf ve temiz duygularımla bu şehirde yaşamak istediğim tek yer olarak orayı seçmiştim nedense.Bütün hevesim sönüverdi işin gerçeğini öğrenince.Etrafımızdaki insanların yüzlerindeki boya gibi tıpkı bu semt beni aldatıverdi sevimli sahil kıyısı ve eskiden kalma mimarisiyle.İçi çürükmüş kötüymüş aslında ürkütücüymüş meğerse.Tıpkı iki yüzlü bir madalyon-yada insan- gibi.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Karmaşa

Hayat paylaşınca güzel lalalalalallaaa..paylaşıp çoğalınca güzel lalalallalalaaa...

Yalan yalan yalan.

Hayat paylaşınca çok acımasız geçimsiz çekilmez kör bir karanlık oluyor :(
Yalnızlığı sevsemde yalnız kalamıyorum durup bir düşünüyorum tabii..Benimki tam bir cesaretsizlik örneği.Ama ne yapayım korkuyorum boşlukta kaybolmaktan.Biranda milyonların içinde tek kalmaktan.
Eğer bunu göze alırsam ne olur?
Muhtemelen özgür kalırım ve bütün isteklerimi hayallerimi aklımdan geçen herşeyi istediğim an yapabilirim.İstediğim kıyafeti alır istediğimi yer içer istediğim yere gider dünyayı ertelemeden gezebilirim.
Peki ya bunu göze alamazsam?
Kös kös oturduğum yerde oturup ne yapayım bacım sevdik işte olmuyor mu derim?

İşte sorunda burada.
Ben bütün istediklerimi yapmak ama yalnız olmamak -onunla- birlikte yapmak istiyorum.
Anlayış yanii..Benim heyecanıma sevinsim beraber gülelim isteklerimiz bir olsun..

Dur bir dakika bu sanırım hiç olmayacak..isteklerimiz bir olsun..isteklerimiz bir olsun..
Olamaz ki!Biz çok farklıyız..Bambaşka hayatlardan çevrelerden kopup gelmiş ve asla aynı görüşte olamayan asla aynı şeyleri isteyemeyen iki insanız.
Ee ne olacak şimdi?Kim değişecek?Yada kim diğeri için biraz fedakarlık yapacak?Karşılıklı fedakarlıta olabilir..
Yoksa böyle bu çıkmazda dolaşıp yıpranmaya devammı edeceğiz?

Offf bu çelişkiden kurtulmak istiyorum artık.
İşte aklım ve beynim yine bir karmaşada yine bir çatışmada.Kendimle çatışmaktan bıktım usandım.

27 Ocak 2012 Cuma

The World Is Just Awesome

Bu reklamı ne zaman izlesem içime bir yaşama sevinci doluyor.İlginç yerleri gezesim dünyamı hatta uzayı bile keşfedesim geliyor :D
Boş boş yaşamamak gerek bunca güzellik varken etrafımızda.Her şeyi tatmak lazım aslında.Elimizden geldiğince adrenalin salgılamak yadaa mutluluk hormonumuzu tavana çıkartmak.Oysa günlük hayatta ne saçma dertlerle uğraşıyoruz.
Haydi kaldırın gözünüzün üstündeki perdeyi ve yaşayın.Bir günü bile boş geçirmeden!Ve bu güzelliğe yeni bir şey eklemek gerek göçüp gitmeden :)

Sushi

Bu haberi vermekte birazcık geç kaldım evet.Ama yine de paylaşacağım :D
Ben balık hiç sevmem.Levrek dışında balık yemem.Kokusu tadı ne bileyim bir garip olurum.
Benden beklenmeyecek bir hareketti evet!
Sushi yedim!!
Tadıııı..Ağzıma dolu dolu balık tadı geliyordu bu ne yoğunluk..Ağzım burnum genzim her yanım bu tatla doldu taştı.Ama içinde bol bol pirinç olması çiğneyip yutmamı sağladı desem abartmış olmam.Pirinç öyle yakışmışki.Ortasındaki neydi sormak bile istemedim ne çıkacağından korktum.
İşin aslı pek fena sayılmazdı denedim öğrendim.(millet timsah yiyor böcek yiyor aslında pek masum bir deneyim)
İlk ve tek çin mutfağı deneyimim bana bir süre yeter!Her şey güzel ama baya yabancı bir mutfak bana.Alışmak zaman alır haliyle zorlamamak lazım :)

D.

Tembellik

Oyyş tembelim.Evet evet bu tatil acayip tembelim.Bana tatil olmasın yahu hemen kendimi salıveriyorum.2haftadır üstümde kokuşmuş pijamalarım evden çıkmadım.Saç baş birbirine girmiş vücudum kontrolden çıkmış durumda.Benim gibi tatili en dipte yaşayanlar az bulunur.İşin aslı tembellikten de sıkıldım ancak şu hantal vücudumu doğrultup silkeleyemedim bir türlü kendine gelsin diye.
--------------------------------------------------------------------------------
Yine ben böyle tembel tembel yattığım yerden internette gezinirkeeen bakın ne buldum!Tam bana göre biiiiir pijama :D

Ne kadarda kullanışlı ama :D benim gibi bir tembelin çok işine yarar.
---------------------------------------------------------------------------------
Neyse bu bir ek bilgi olarak kalsın.
Ben şimdi yine şikayetime döneyim.Yurdun dört bir yanında lapa lapa kar yağarken benim şehrimde yine yine ve yine tık yok.İlçelere kar yağar biz burda soğuğunu çekeriz sadece.Adalet mi bu?Bende karlar içinde yuvarlanmak istiyorum.Şöyle adamakıllı bir kardanadam yapmayalı da uzuuun zaman oldu hani.
Küçükken annemle işyerine gitmiştik bir öğleden sonra.Kar yağmıştı sarılmıştık sıkı sıkı.Yolda geçerken avuç avuç kar toplayıp oyuncak bebek boyutunda kardanadam yapmıştık :D Çok eğlenceliydi almıştım kucağıma bitince sallana sallana yürümüştük beraber.Sonra eriyip yok oldu tabii benim minik kar bebeğim.

D.

17 Ocak 2012 Salı

Çatışma:Beyin ve Kalp


Acıtıyor bak yine kalbimi.Tutup sıkıyor büyük bir pençe sessizce.Yüzüne bakıyor konuşamıyorum.Çırpına çırpına ağlıyorum sadece.Nefessiz kalan sesim yavaş yavaş solan tenim kanımın eriyip damarlarımdan akmasıyla son buluyor işte bu bilmece.Etraf kararıyor aniden.Kalbimi özgür bırakıyor sonunda ellerin..dım dım….dım dım….soluk soluğa can çekişiyor kendi kendine.Kırmızılığı kaybolmuş damarları kocaman olmuş tek bir nefes arıyor geride..Usul usul kayıyor bedenim yerçekimiyle boşluğa ve titrek mum ışığının dansıyla cam parçalarının arasına düşüveriyorum istemsizce.Kalbim son nefesinin savaşında ben yerde boylu boyunca yatıyorum.Kirlenen ellerinin lanetiyle üstümden kalkıp kaçıyorsun arkana bakmadan sen kocaman gözlerle.Korku dehşet ve öfke saçarak ardında bir soru bulutu bırakıp koşuyorsun uzaklara.
Ruhum çekiliyor her bir köşemden.Tırnak uçlarımda hissedebiliyorum işte ölümün sessizliğini.Boğazım kuru nefessiz yatarken işte ruhum yükseliyor tırnaklarımdan göğe.
Can çekişen kalbim son bir çırpınışla baygın bedenime haykırıyor ve aniden kıpkırmızı doluyor işte kanla canla yeniden.dım dım…dım dım…Kocaman bir atışla son vuruşunu yapıyor hayata tutunmak için.Bir kumar oynuyor dünyayla ahiret arasındaki son zarı da sallayıp havaya fırlatarak.
Döne döne düşüyor zar tiz bir gürültüyle yere.İlk kez şansı dönüyor kalbinin ve kazanıyor bu hayatta kalma savaşını.Kıpkırmızı dolup heyecanla atmaya başlıyor tekrar.
Tenimin rengi soğuk bedenimin ısınmasıyla normale dönüyor.Gidemiyorum işte yine beceremedim diyor beynim sessizce kalbim duymasın diye.Köşesine çekilip ağlamaya başlıyor kendi kendine.Ayılıp yerden kalkıyorum yavaşça.Cam kırıklarını toplayıp geçiyorum hep kaldığım köşeme yine.Kalbim coşkuyla atıyor kazanmanın sevinciyle.Yerimden kalkıp koşup gidiyorum kalbimi parçalayıp ölüme terk eden adamın peşinden yine.
Beynim dur ne yapıyorsun diye inliyor hıçkırıklar içinde..’sana az önce yaptığını görmedin mi ölüyorduk hep birlikte.’
Kalbim yönetiyor ayaklarımı koşuyorum yine..Söz geçirememek bu kadar mı zor bu kadar mı acı?ne kadar pahalıya patlıyordu oysa az daha bana.Kalbimin peşinden gitmek bir hata dur yapma..
Ama söz geçirmek çok zor hatayı bile bile lades demek hep aklımda çelişkilerle iç sıkıntısıyla büyümek..
Erkenden yaşlanmak bu olsa gerek.
Koşarken peşinden nefesim tükeniyor ve yığılıyorum tekrar yere.
Bu kez kalkamadan hemde..

15 Ocak 2012 Pazar

Sürpriz

Nihayet uzun bir aranın ardından evimdeyim.Odamı en çokta yatağımı çok özlemişim.Geldiğimden beri çıkmadım desem yeridir J Uzun bir ayrılığın ardından tekrar ait olduğum yere büyüdüğüm şehre dönmek ilginç geldi nedense.Kürkçü dükkanı hesabı yani.

Bu sabah kardeşimin gelip ‘abla abla uyan’ diye sarsmasıyla beni tatlı rüyamdan uyanıp ‘bak kar yağıyo’ demesiyle perdeyi araladım kısık gözlerle.Bir de ne göreyim..Gökyüzündeki bulutlardan kopup dökülen kumaş parçaları gibi yağıyor üstümüze kar tüm beyazlığıyla.Mutlu bir gülümseme kapladı yüzümü hemen.Hiç kaçar mı?İşte en sevdiğim.Gökyüzünden bana hoş geldin hediyesi kopup dökülüyor sanki parça parça..

Derken yine uykunun koynuna daldım rüyalar denizimde yüzerek.Beynimin çekilip uzaklaştığını ve hayal alemine doğru gittiğimi hissediyor gibiydim.

Tekrar birkaç saatlik bir uyku çektim malum hafta sonu tembelliği.Uyandım ki şarjım bitmiş, telefonu şarja bırakıp kahvaltıya gittim.Uyanır uyanmaz asla bir şey yiyemeyen ben bu kez kurt gibi acıkmıştım.

Ve sonra bir sürprizle karşılaştım.Şarj olmayan bir telefonla ortada kalakaldım!Elektrik kesintisi.Laptopun şarjı varken birkaç dizi izledim çikolata eşliğinde.
Sonra ne öğreneyim sadece burada apartmanda değil bütün Marmara’da elektrik yokmuş-bu ilk kez oluyor sanırım.Şaşırdım.Mesleğim gereği enerji tasarrufunun aalası olacak diye söylenip sırıtmaya başladım.Gece mum ışığında karalama yapma ve camı açıp soğuk hava-ay ışığı ikilisinin hayalini kurmaya başlamıştım bile J Yapay ışık olmadan aydınlanınca ortalık ayışığıyla seyretmeye doyamıyorum.Elektrik kesintisi küçüklüğümden beri en büyük eğlencemdir.

Ancak bu kez değil.

Uzun sürecek ve şarjım yok.

Tanrım bu bir kabus olmalı.

Diye düşünürken sonunda elektrik geldi.Korkulan kadar uzun sürmedi.Meğer ne çok düşmüşüz teknolojinin koynuna bir kez daha tüm çıplaklığıyla karşımıza çıktı bu gerçek.
Bir kez daha sana hapsolduğumuzu vurdun yüzümüze ey teknoloji.Bir çok sözde bilim adamımız bu durumdan yakınsa da bu nimetin farkındalar.Bakın 4saatçik bir kesinti hayatı felç etmeye yetti bile.
Ya hiç olmasaydı?
Tedavilerde hangi yöntem kullanılırdı acaba?
Günlerimiz nasıl geçerdi?
Trafik nasıl akardı ışıksız?
Anonslar duyurular haberler nasıl iletilirdi?
Eski insanlar nasıl yaşamış elektrikten önce?

D.

12 Ocak 2012 Perşembe

Metropol Karmaşası

Bir metropolde yaşamak..Alabildiğince uzanan yollar kaldırımlar yol kenarında dilenciler bazen..bazende hayat kadınları.Kalabalık caddelerin neşesi sokak müzisyenleri.
Gece çöktüğünde her yere şehrin parıl parıl ışıkları ve gelmek bilmeyen uykusu yüzünden ay ışığını görememek.Karanlık yerine yapay ışıltılar içmek.
Üzgünken insanlardan kaçmak istediğinde bile kaçacak yer bulamayıp sıkışıp kalmak köşeye.Her yerde bir insan kalabalığı adım başı çarpışan telaşlı topluluk.
Mutluyken, mutluyken bazen ışıltıya dalıp sokaklarda kaybolmak kalabalığa karışıp yok olmak, bir daha görmeyeceğin yüzler görmek, biranı yudumlayarak naralar atmak.
Mutlu mudur insanlar peki?
Yeniler için evet.Keşfetmek isterler her yanı çılgın gibi gezerler bazen her yanı soluk bile almadan bakarlar bir kediye bazen.Yol kenarına atılmış çöplere ıssız karanlık dipsiz sokaklara.
Oysa eskiler şehrin yıllanmış insanları..Kalabalıktan bezmiş solgun yüzler, sert bakışlarla etrafınızdan geçip giderler.Umursamazlar bile kimsiniz.Gürültüden bezmiş kaçacak zaman kollarlar sessiz sakin kasabalara.Her tatil büyük göçler böyle başlar işte:şehirden kaçış.
Birde yaşadıkları yerin kıymetini bilemeyenler var tabi.Boş boş gelip gidenler belkide evlerinden bile çıkmayanlar.Ayaklarının altındaki fırsatlara burun kıvıranlar her şeyden habersiz yaşayıp gidenler.
En acısı da belki..belkide o koca şehirde milyonlarca insanın arasında yapayanlız kalmaktır.
Nedendir bilinmez farklı bir doku farklı bir koku şu metropol denilen şey.İnsanı alıp içine yutar bıkınca da geri kusar her şeyini alıp götürerek.
Güçlüysen eğer savaşı kazanıp tastamam çıkarsın bu girdaptan, eğer zayıfsan gücünü kuvvetini kaybeder parça parça toplanırsın etraftan.Ardına bakıp hüzünle geçmişe lanet ederek bir kaldırım kenarında bulursun kendini yorgun, bitkin, kimsesiz..
İşte bazen bir tutku,bir aşk bazen büyük bir acıdır bir metropolde yaşamak.Tatmadan anlaşılamaz acımtrak bir tat verir bazen.Bazende şekerli tadından yenmez bile tecrübeler nereye götürürse artık.

D.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Çarpık İlişkiler

Toplumun giderek artan vakası: Çarpık İlişkiler.

Türk dizilerine bol bol konu olan, güzel başlayan bir dizinin bile sonradan bağlandığı bir buluşma noktası.

Diziler yüzünden mi bu hale geldik yoksa bu halde olan bizler yüzünden mi senaristler sürekli bu dizileri yapmakta?Bu bir çelişki bence.

Kendini bilmez kızlar ve fayda sağlamak peşinde, durulmaz adamlar.Birileri çıkıp büyük bir ders vermedikçe farkına varamayacaklar ne yazık ki bu durumun.Bir de düşünüyorum da bunu bilerek ve isteyerek yapanlar var hani."Ben çok eşli olayım sevgilim çok eşli olsun ama güle oynaya yaşayalım bu şartlarla.Bana hava hoş!" diyenler..Kuzum derdiniz ne sizin? diye sormak istiyorum müsadenizle.Ya çok geniş yaşadınız-ya çok salaksınız.

Rahat bir yerde-Türkiye'nin Avrupa'sında büyümüş olmama rağmen bu benim düşünce sınırlarımı bile aşar!Bir insan nasıl tiksinmeden bunu bile bile tekrar dokunabilir?Yani aşk zaten size özel değil midir? Senin sevdiğin değil midir ki o bir başkasıyla paylaşabiliyorsun?

Belki de bunu aşka inanmayanlar yapıyordur.Ya da belki geçmişlerinden intikam almak için.belki de birini unutmak birini kandırmak yıpratmak için.

Ama kendilerinden daha büyük zarara uğrayan başka kimse yok farkına varamıyorlar belki de.

Nihat Odabaşı

Bu adam bir gün benimde resmimi çeksin istiyorum! Ah çok şey istiyorum bazen :( Ne olur sanki çekse?

Bir kaç çalışmasını ekleyip içimi yakacağım şimdi..

















Modayla ilgilenenler buna bayılır herhalde :) Ben hepsini çok sevdim.


Turuncuya bayıldım tiril tiril ohh :)

Şimdi bir sırrımı daha vermek istiyorum yeri geldi.Benim büyük bir hayalim var!Resimde görmüş olduğunuz gibi kel olmak..Evet evet saçlarımı kazıtmak istiyorum-bunu diye diye kanser olmaktan korkuyorum sen misin isteyen diye başıma dert alacağım galiba :D
Heeeeeey! Ayakkabılara bakııın ne kadar şirin duruyor :)


Ben bu kadına bayılıyorum :) Çok güzel fikirleri, düşünceleri var.Onun hayalgücünün eşi benzeri bulunmaz-söylemeden geçemedim.
Resimde kendisini yansıtıyor :)

Bende böyle bir resim istiyorum yaa :( Hiç böyle bir resmim olmadı.
Bence büyük eksiklik.
Adamlar rol icabı çekiliyor ben gerçeğini bile elde edemedim hıh.

Siyah beyaz bir fotoğrafla bitirmek gelmedi içimden.Bende rengarenk bir resim koyayım dedim.Çokta sevdim.

Ve son olarak..E o kadar reklam yaptık gece gece gönlümden koptu bir kare resmi hakettim sanki gibi :D (Hala aynı mevzudayımda ben..ehemm..)

D.

10 Ocak 2012 Salı

Tutkusun Sen

Yüzme bilmeden, 
Daha deniz görmeden, 
Hiç güneşte yanmadan.. 
Şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan, 
Aşkı tatmadan daha, 
Onla sarhoş olmadan, 
Hiç sevişmeden daha.. 
Şimdi ölmek istemem daha hiç gülmeden.



Deniz benim en büyük tutkumdur.Denizle büyüdüm ben her gün yaz kış denize bakarak geçirdim her günümü.Her doğum günümü denizde kutladım ben-hiç parti vermedim hediye nedir onu da bilmem.Benim en büyük hediyem deniz oldu hep.Varsın kimse hatırlamasın doğum günümü kimse hediye almasın, bir denizim olsun beni koynuna alan burnumu yakan serin alabildiğince uzanan..Bana yeter.


Kimse benim kadar aşık olamaz herhalde.Denizle konuşurum ben.Derdimi ona açar ferahlarım; birlikte güleriz yada mesela benim heyecanımı paylaşır.Yüzerim saatlerce kucaklar beni her yanımı sarar yatarım kollarımı açıp alıp götürür beni oda.Bazen tokatlarım bazen koşup atlarım korkutamaz beni hiç.Kıyamaz da bana; dalgalarında boğmaya.Yüzen küçük balıkları yengeçleri izlerim saatlerce.Kokusunu çekerim içime uzun uzun, taklalar atarım su dolar genzime yakar tuzuyla-ve ben yeniden doğarım.


Denizin üstüne yatıp dalgalarında sallanırım bazen bir beşik gibi-işte huzurun doruklarındayım.Hayat bir tek o zaman bana güzel işte.Yüzümü ısıtan güneş, tenimin her yanına dokunan serin tuzlu su.Saçlarım dalgalarla dans ederken ben rüyalarıma dalarım.Bıraksanız saatlerce günlerce gecelerce hemde.Buruş buruş olana kadar deli gibi yüzerim.Bol su yutar bol genzimi yakar oradan oraya uçar balıkların peşinde koşarım.


İşte benim tutkum her şeyim hayatımın temeli: Denizle hikayem.


D.


Birlikte

Sen hep benimle kal.Yıllar geçsin aradan.Şehirler insanlar akıp gitsin ama sen benim ellerimde kal.
Işıl ışıl bir sokakta bağıra çağıra Noel şarkıları söyleyelim mesela, insan seline kapılıp gidelim uzaklara.
Yağmur yağdı mı fırlayalım sokağa sırılsıklam ıslanıp dönelim yuvamıza.
Güne kollarında başlayayım mesela; mis kokulu bir kahve getir sonra yanında.
Kavgalarımız bile özel olsun mesela; büyük bir tartışma da olsa hiç bırakmayacakmış gibi öp beni sonra.


Yıllar geçtikçe büyüsün aşkımız bana her baktığında gülsün gözlerinin içi.Hayat akıp giderken koşturalım bizde peşinden.Sonra çekip kenara 'nereye arkadaş?'diye haykıralım ona.

Kısacık ömrümüzde hızla geçen zamana inat yaşlanmayalım biz mesela; yetmişindede olsak içimizdeki çocuk duramasın.Koşturarak denize atlayalım, dalgalarla boğuşalım, süratle araba kullanalım, hiç tanımadığımız diyarlara uçalım mesela..

Bu aşkı yaşanır kılalım -bu hayatı yaşanır kılalım-

                                                                        Henüz vakit varken mesela..

D.

9 Ocak 2012 Pazartesi

2012

Evet ben her şeyi geriden takip etmekle ünlüyüm sizde anlayacaksınız.
Geç kalmış bir yeni yıl kutlaması için yazıyorum.9 gün geçti ben yeni akıllandım herhalde.
Efendim..Ben her zaman kendi kendime yeni yıl için dileklerim şunlar yapacaklarım yapmayacaklarım bunlar diye yazar kendi çapımda yıl planlaması yapardım.(çoğuna uymazdım ama olsun) Tabi yeni yıla girmeden önce.Bu sene nedendir bilinmez bu adetimi bile boşladım.
En iyisi şimdi yapayım.
Öncelikleee..Yeni yıl sağlık mutluluk yemyeşil dünya gülen insanlar barış içinde ötüşen kuşlar yaşanabilir çevre katlanılabilir insanlar ve bol neşe getirsin!
Tamam bu tür cümleler kurmakta pek iyi olmadığım anlaşıldığına göre kendi planlarıma geçebiliriz..

*Her zaman demek zorunda kaldığım 'keşke' yi bir kenara bırakacağım.
*Daha sabırlı olacağım.
*Daha az alıngan kırılgan olacağım.(En azından denerim.)
*Kendi önceliklerime ve gelişimime zaman ayıracağım.
*Artık 'hayır' demeyi öğreneceğim.(kendimi yıllardır zorlarım ama olmaz.her yılbaşı kararlarım arasında olmaktan kurtulamadı malesef.)
*Aileme iyi bir evlat sevdiğime iyi bir sevgili ülkeme iyi bir vatandaş olacağım(vay be cümleye gel devlet işine de girdik haydi hayırlısı)


Şimdiii gelelim dileklerime..

*Bol bol hediye diliyorum!(hep hediye veren taraf olmaktan bıktım.Hayatım boyunca hep güzel hediyeler verip elle tutulur bir şey alamayan kız ben oldum.Artık bende hediye almayacağım bu gidişle kimseye yetti canıma be aaayh.)

Yakarışımı da yaptım rahatladım.Evrenden bir hareketlenme bekliyorum artık zamanıdır!

*Bir ev istiyorum.Yani eve çıkmak istiyorum.
*Kalıcı dostlar
*Güzel müzikler
*Bir hayvan
*Bolca kitap
*Bir sürü kıyafet
*Milli piyango talihlisi olmak istiyorum.
*Sevgilimle anlaşmazlığa düşmeyelim istiyorum.
*Yeni bir ülkeye gitmek
*Tek başıma sarhoş olmak
*Kendimi tanıyıp doğayla özdeşleştirmek istiyorum.
*Yeni bir ben istiyorum!

Geçte kalsam birazcık..Mutlu seneler.

D.


Mekanist


                                             http://www.mekanist.net/

Bu ne midir?Gittiğiniz gördüğünüz mekanlar hakkında bilgi edinebileceğiniz, bir kaç kelime yorum yapıp önerebileceğiniz, tavsiye verip eleştirebileceğiniz, yeni yerler ekleyip listeyi genişletebileceğiniz, yeme içmeden sağlığa her tür mekanı bünyesinde barındıran bir internet sitesi.

Haydi iyi gezmeler :)

D.

Monica'm


Bugün cuma; 

Büyükannemi hatırlıyorum, 
Dolayısiyle çocukluğumu. 
Uzun olaydı o günler; 
Yere düşen ekmek parçasını 
Öpüp başıma götürdüğüm günler. 
O zaman da inandığım gibi, 
Sahiden bir öbür dünya varsa eğer, 
Orada da cumaysa bugün, 
Başında bulutlardan beyaz örtüsü, 
Büyükannem namaz kılmaktadır, 
Namahrem eli değmez seccadesinde; 
Mekke-i Mükerreme'den getirilmiş. 

Dilerim duàsinda unutmasın beni; 
Günahkar olduğumu hatırlayarak. 

CAHİT SITKI TARANCI 


İşte bu şiirle ilk uzun blogumu yazmaya başlıyorum.
Sanırım yine bir sınav öncesi sendromu yaşıyorum.Dönemin önemli son sınavı yaklaşırken ve yalayıp yutmam gereken 5 kitap varken benim burada olmam başka türlü açıklanamaz herhalde.
Neyse konumuza gelelim.Bu yazımı hayatımın en önemli kadınına ithaf ediyorum.Babaanneme.
Hayatımızın şekillendiği kişiliğimizin, renklerimizin, zevklerimizin oluştuğu, belli bir duruş kazandığımız en önemli dönemdir bebeklik ve çocukluk dönemi.
İşte benim için bu döneme damgasını vurmuş bir kadın var hayatımda.Beni büyüten dış görünüşte dahil olmak üzere yediğim yemeğe içtiğim suya kişiliğime kadar her şeyini ondan aldığım bir kadın.Ve bunu düşünmek gerçekten zor ama tamda benim için gereken her şeyi verdiğine inandığı zaman bu dünyadan mutlulukla çekip gitmiş bir kadın.Bilmiyorum neden; onu anlatasım geldi birden.Ara ara olur böyle hatırlayıp hüzünlendiğim bazen daha da aşırıya gittiğim.
Birlikte geçirdiğimiz zamanı mutlu bir tebessümle ansam da gözlerim dolmadan edemiyorum.Her dakikamı onunla geçirdiğim 13yılın sonunda ondan ayrı yaşayamayacağımı düşünürken 5senedir onu görmeden,duymadan, hissetmeden yaşamak bazen dayanılmaz olabiliyor.Ölümün soğukluğunu tatmak aslında çektirdiği acının ne kadar büyük olduğunu öğrenmek acı bir tecrübe.
Neyse bu kadar yeter.
Asıl demek istediğim..Bir teşekkür.Babaanneme bir teşekkür borçluyum sanırım.Tabi birde hayatımın en önemli adamına..Dedeme.Bunu tabi ki biliyorlardır eminim.Ama bir de yazmak istedim duygularımı anlatıp rahatlamak.
Binlerce kez teşekkür etsem az çünkü.Tamam bazı zamanlar çekilmez oluyorum.Kusursuz insanda olmaz zaten..Bunlarla yaşanılır elbet biraz inatçı biraz kırılgan olsam da ben bu iki insan sayesinde mükemmel yetiştiğime inanıyorum.Hayatımda sayısız anı bırakan en mutlu ve saf dönemlerimde bana muhteşem bir çocukluk yaşatan ve el üstünde büyüten benim en değerli varlıklarım olarak kalacaksınız hep.En saf ve en büyük sevgimi sizinle paylaştım ben.Birdaha kimseye veremeyeceğim kadar büyük bir sevgi bu.
Hayat ne garip bazen.Hayat ne kısa ne soluksuz bazen.
Tamam bu blog düşündüğüm kadar da uzun olmadı.Olsun anlatmak istediklerimi anlattım ya yeter.

                    Not:Kendi resmimizi koymayacağım.Bana özel kalsa daha iyi.

D.

Aynalar

                      Aynadan Kendine Baktığın Zaman Ne Görüyorsun?
      A)Acınacak biri
      B)Kabadayının teki
      C)Palyaço
      D)Masal prensesi
      E)Korkağın teki


Ben cevaplayayım ilk önce.Korkağın teki.Elindekini kaybetmemek için korkan ona daha çok bağlanan korkağın teki.Neden aklına yatmayan şeylerin peşinden koşar ki insan?Kalbinin önüne geçememek suç mudur yoksa?Zarardan çok yararı var mıdır acaba?Aslında sadece birini seçip ona söz geçirebilsem tamamda bu çelişki bazen  beni öldürüyor.Tüm yaşanan aptallıkların, korkaklıkların nedeni bu hatta.
Oysa ben isterdim ki bir masal prensesi olayım.Tek boynuzlu atım, kurşun geçirmez bedenim, bir sürü süvarim, yenilmez bir ordum ve bir beyaz atlı prensim.Kocaman bir sarayın cesur ve güzel bir prensesi olayım.Gerçek dünyamda ne yazık ki ne topum var ne tüfeğim.Milyonların yaşadığı dünyada ufacık bir böceğim.Belki de kelebeğe sevgim bu yüzden-tek günlük ömrü olan narin böceğime.Kendimi nasıl farkettirebilirim? Yazarak.Yarınlara bir şeyler bırakarak.Okuyarak öğrenerek ve büyük bir adam olarak.Ey edebiyat!İşte sen benim bir numaralı tutkumsun.

D.